Sponsorlu Bağlantılar

Can Patlar Açıklıyor: 10’lar Ne İstiyor?

Can Patlar Açıklıyor: 10’lar Ne İstiyor?

Bugün 10’lar Kulübü kurucusu Can Patlar ile birlikteyiz. Kendisiyle kuruculuğunu üstlendiği 10’lar Kulübü adlı girişim üzerine samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Yirmi beşinci sayımızın konuğu Can Patlar’a davetimizi kabul ettiği için çok teşekkür ederiz.

Can Patlar

Hakan Durmuş: Merhabalar Can Bey. Öncelikle davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bizlere kendinizden ve neler yaptığınızdan bahseder misiniz?

Can Patlar: Merhabalar, ben de Doğuş Üniversitesi Girişimcilik Kulübü’ne bu değerli daveti için teşekkür ederim. Ben Can Patlar, lisansımı Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünde, yüksek lisansımı ise Varşova Üniversitesi Fizik bölümünde tamamladım. Jolier Rawen adında bir roman serisinin yazarıyım. Bu roman sürecinde yaşadıklarım neticesinde, yazarların çok bilinçli bir şekilde hareket etmemesinden kaynaklı yayınevleri tarafından çeşitli mağduriyetler yaşandığını gördüm ve bu konuya bir çözüm bulabilmek adına yazarların haklarını koruyan, edebiyatın kalitesini yükseltmeye çalışan, Türk Yazarlar adında bir oluşum kurdum. Aynı zamanda bu oluşumu dernekleştirecek Türk Yazarlar Derneğinin kurucu ortaklarındanım. Tüm bunlara ek olarak bir de 10’lar Kulübü adında büyük beklentiler beslediğim bir topluluğum bulunmakta. Şu sıralar, NewYork Film Academy ortaklığında 2023 yılında gösterime alınmasını planladığım romanımın film senaryosunu bitirmeye çalışıyorum ve bir takım yazılım projeleri üzerine çalışmalar yürütüyorum.

HD: 10’lar Kulübü adlı platformu kurmanızdaki amacınız ne idi ve ileriye dönük hedeflerinizde neler var?

CP: 10’lar Kulübü geleceğin dünyasına işlevsel bir amaç doğrultusunda hazırlanan bir tür topluluktur. Bu topluluk iki temel alanda yoğun çalışmalar yürütmeyi hedeflemektedir, bu alanlar; yapay zeka ve biyoteknolojidir. Bana göre geleceğin dünyasına, bu iki alanda güçlü olabilen şirketlerin egemen olacağı bir düzen artık bir öngörü olarak nitelendirilmemelidir. Çünkü bu artık çağımızın gerçekliğidir. Bizler de bu gerçekliğe uygun olarak, doğru plan ve programla bu topluluğa işlev katmayı hedefliyoruz. Ancak hedeflerimiz sadece bu alanlarda başarı elde etmekten ibaret değil. Bu topluluktaki en büyük arzum 10’lar Kulübü’nün aynı zamanda sosyal açıdan da geleceğin dünyasında bir iz bırakmasıdır. Günümüzün bir diğer adı birçok düşünürün de belirttiği üzere “belirsizlik çağı”dır, yani eski öğretilerin bir bir anlamını kaybedip, yerine yenilerinin konamadığı bir süreçten geçiyoruz. Bana göre böyle bir süreçte net olmak güçlü olmak demektir. Ve biz de önce net olmaya çalışıyoruz. Arzuladığımız şey, insanları peşinden sürükleyebilecek yeni bir öğretidir. Bu öğreti kapitalist düzenlerin bizlere aşıladığı birey olmak tanımını toplum olmak tanımıyla özdeşleştirmeye çalışan, adaleti sözde eşitlikle değil, emekle tanımlayan, fedakarlıkların suiistimal edilmediği bir dünya için çabalayan nesiller yaratma amacında olan bir öğretidir. Hayalimiz de kendi yerleşkemizi kurarak, burayı bir eğitim hane haline getirerek, kendini bu hayale adayan insanlardan kurulu bir çevre oluşturmak. Bu yerleşkede hem geleceğin dünyasına uygun bireyler yetiştirmeyi, hem de sosyo-kültürel açıdan dünya tarihine yeni bir öğreti kazandırmayı amaçlıyoruz. Bu dünyada gerçekten kötü insanlar var ve sayıları düşündüğümüzden çok fazla. İşte böyle bir dünyaya yapılacak en büyük iyilik vicdanlı, empati yapabilen çocuklar yetiştirmek, o çocukları doğru donanımlarla donatmak ve tüm canlılar için daha yaşanabilir bir dünya hayaliyle bu donanımı bir misyona dönüştürmek. İşte 10’lar Kulübü bu ütopyayı gerçekleştirilebilecek bir hayale dönüştürme amacında olan bir oluşum. Burası Tüm bu kötü gidişata sessiz kalmamayı tercih eden, sevgiye ve onun iyileştirici gücüne inanan insanlardan oluşan, kendini ve hayatını bu misyona adayan insanların topluluğu. Bu toplulukla 15 yıllık bir giriş-gelişme-sonuç hedefim bulunuyor. İlk 5 yıl, kurduğumuz platform aracılığıyla topluluğa uygun insanları bulacağız, doğru ekipler kurmak için çabalayacağız, deneme yanılma projeler üreteceğiz. Kısacası ilk 5 yıl başarısızlığı sindirmeye çalışarak, ekibimizi bu koşullar altında da çalışmasını sürdürebilecek. İnancını yitirmeyen bireylerden oluşturacağız. Başarının ardından size inanan insanlar bulabilirsiniz ama başarısızlığın ardında bunu bulmak zordur. Ben ilk 5 yılımı başarısızlığı da sindirebilen ve inancını koşullara bağlamayan “kemik ekip” dediğim ekibin oluşmasına ayırdım. Bu ekip ve yaşadığımız başarısız deneyimler bize sonraki 5 yılda yol gösterici olacaklar. İkinci 5 yıl tamamen bilinçli bir sistem ve o sistemin ürünleriyle geçecek. Bu süreçte özellikle ekonomik açıdan kalkınmamızı sağlayan büyük sıçrayışlar gerçekleştireceğiz. Üçüncü 5 yılda ise izole topluluk projemizi hayata geçirerek, kendi yerleşkemizi kurarak, tüm bu süreçleri artık bir misyonla birleştireceğiz. Üçüncü 5 yılın ardından 10’lar Kulübü artık kabuğundan çıkarak, kendine bir vücut bulmuş, anlaşılmış ve kabul görmüş olacak.

HD: Kitabınızda başrol verdiğiniz Jolier Rawen kimdir, esin kaynağınız neydi acaba?

CP: Jolier Rawen kendi inancımda bu dünyanın ihtiyacı olan bir kurtarıcıdır aslında. Bizler her ne kadar insanlığın geliştiğini düşünsek de günümüzde de hala yönetilmek için bir lidere ihtiyaç duyduğumuz bir hiyerarşinin içindeyiz. İşte ben bu karakterde hiyerarşinin içinde, köklü bir devrime vesile olacak bir liderin hayalini yansıttım. Dünyanın büyük bir devrime ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Tüm sistemlerin baştan değişmesi gerektiğine, sil baştan, kimseyi dışarıda bırakmadan, kimseyi ayrıştırmadan, doğamızın dışına çıkmadan yaşayabileceğimiz bir düzenin kurulacağına inanıyorum. Ve Jolier Rawen karakteri bunun nasıl yapılacağı konusunda sunduğum bir tezdir. Kitabın özellikle son serisinde, okuyan herkesin, “Böyle bir şey mümkün olabilir mi?” demesini istiyorum ve bu romanı yazma amacım da tam olarak bu soruda saklı aslında. Oluşturduğum hikâyenin insanlara soru sordurmasını, onları bir arayışa sürüklemesini istiyorum. Çünkü bu romanı yazmakta benim en büyük esin kaynağım içimdeki o arayıştı ve bir bakıma, bu arayışı bir öyküyle harmanlayarak tüm okuyucularla paylaşmak istedim.

HD: Multidisipliner bir girişimcisiniz, yeni bir proje oluştururken bu özelliğinizin size ne gibi katkıları oluyor?

CP: Okuduğum bölüm bana özellikle analitik düşünme açısından çok büyük katkılar sağladı. Bana göre fiziğin soyut matematik dünyası insanın ufkunu çok genişletiyor. Ben de bu açıdan yaptığım her girişimde edindiğim bu deneyimi özümseyerek analitik düşünmeye çalışıyorum. Örneğin: insanlar iş dünyasında duygusal olmanın zararlı olduğunu düşünürler ama ben bu görüşe katılmıyorum. Bana göre duygusal olmak kötü niyetli insanlara karşı sadece sizi zayıf kılıyor, fakat o insanlarla nasıl mücadele edeceğinizi biliyorsanız bunu tecrübe edecek olgunluğa ulaştıysanız, bir işe girişirken duygusallığa da önem vermelisiniz. Ben, beni heyecanlandırmayan hiçbir işte ve ortamda bulunmayı tercih etmem. Bana göre duygusallığı mantıkla birleştirmek ve bunu analitik düşünceyle harmanlamak başarının anahtarıdır. Bu yüzden yeni bir projeye kalkışırken bunu önce duygularımın süzgecinden geçiririm. Eğer o proje beni heyecanlandırıyorsa daha sonra mantık süzgecinden geçirerek daha analitik düşünerek o projeyi gerçekleştirmek için gerekenleri uygulamaya başlarım.

HD: Her şey Youtube kanalınızdaki paylaşımlarınızla başladı diyebilir miyiz? Size ne tür bir getirisi oldu, hayatınızda neleri farklı kaldı?

CP: Aslında Youtube’daki en eski kanallardan birisine sahibim. Bu kanalı 2007 yılında açmıştım. Ve bu kanalı açma nedenim filmlerin, konuşmaların çevirisi varken neden müziklerin çevirisi olmasın sorusuydu. Başlangıçta kesinlikle bu hayallerime yönelik bir plana sahip değildim. Youtube bana karşımdaki potansiyeli gösterdi sadece. Şarkılar paylaştıkça insanların bu şarkılara bıraktığı yorumlar dikkatimi çekmeye başlamıştı. Çünkü o yorumlarda kendimdeki “arayış”ı başka insanlarda da gördüm. Ve paylaştığım şarkıların aslında iç dünyası birbirine benzeyen insanlara hitap ettiğini anladım. Çünkü birçok yorum birbirine benziyordu. İnsanlar hep benzer ruh hallerinde yorumlar yazıyordu, o yorumları teker teker okuyarak, bu insanları zamanla bir araya getirmeye başladım. En fazla 5’er kişilik gruplarla binlerce kişiyi Whatsapp gruplarına aldım. Birçok insana tuhaf gelebilir ama ben bu insanlarla ileride bir şeyler başarabileceğime inandım. 2015 yılı itibariyle de bu süreci planlamaya başladım. Youtube’a bu kadar erken girdiğim halde amacım takipçi arttırmak değildi. Popüler kültüre uymayan içeriklerle ilerledim. 2022 yılına kadar hiçbir zaman reklam almadım. Buradan en ufak bir gelirim olmadı. Çünkü bana göre bir şeye karşı maddi beklenti içinde olduğunuz zaman, içinizdeki o saf niyeti kaybediyorsunuz. Ben paradan daha önemli şeyleri hedefledim. Çünkü o hedeflerim maddi-manevi tüm ihtiyaçlarımı karşılamaya yetiyordu. Böylece Youtube bu açıdan bana çok büyük bir fırsat sundu. Aslında Youtube bir bakıma hayat düzenimi de etkiledi diyebilirim. Her insan cuma günlerini normal bir şekilde geçirirken ben biraz panik bir halde çeviri hazırlamakla geçiriyorum. Çünkü bildiğiniz üzere telif sorunu dediğimiz bir durum var. Youtube’da paylaştığım şarkıların bir telif sahibi olduğu için bazen tüm emeklerim çöpe giderek hazırladığım içerikler yayınlanamıyorlar. Bu yüzden cuma günlerini biraz gergin geçirebiliyorum. Bunun haricinde Youtube’un bana kattığı her şeyden çok memnunum. Hayatıma çok harika şeyler kattı.

Devamı: Girişimlerin Arkasındakiler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu